2 Eylül 2010 Perşembe

Bekleyiş

10 Eylül'ü bekliyoruz. MR'da güzel bir sonuç bizim bayramımız olacak. Bayramı bekliyoruz. Dönmeyi bekliyoruz.

Bu hafta kontrol de yok. Yani tam bekleyiş modundayız.

Güneş'imiz çok şükür iyi. Bu haftaya damgasını vuran iki olay var.

Birincisi:

Aslı'cım yazdığın, çizdiğin, süslediğin, yolladığın "Işık ve Güneş Pireneler'de" hikayesi kuzucukları mest etti. Bizi de öyle. Ellerine sağlık. Bu ne güzel bir hikaye öyle. Çocuklara ne kadar şanslı olduklarını (olduğumuzu) anlattım senin gibi bir Aslı'ları (Aslı Teyze demiyorlar sana!) olduğu için. Mustafa kızlara okudu, ben de kayıt ettim. Bu kayıt edilmeliydi. Kızların ilgisi ve heyecanı. Baba da iyi okudu, yazan Behiç Ak'ı aratmaz okuyan Müşfik Kenter'i. Herkesi de meraklandırdım şimdi. Niyetim seni utandırmak değil. Buraya bağlantıyı koymadığıma şükret! Yalnız senin bu "akıllı ve güzel" kızlar yanlışını buldu Aslı'cım: Gilo bir su samuru demişsin başta, sonra Gilo kunduzu diye bitirmişsin. Güneş'in dikkatinden kaçmadı. Ama babaya biçti: "Baba yanlış okuyorsun" diye. Işık fotoğrafı görünce "aa, bir orangutan!" dedi. (Yuh kızım!) Gerçi bu muamma bir hayvan bence. Ben de onu"dağ sıçanı" diye biliyordum. Ama biri bir açıklık getirsin "marmotte" nedir? Kunduz ve su samuru ile akrabalığı var mıdır?

Kısaca: Ne kadar anime vakitler geçirdiğimizi verebildim mi yukarıda bilmiyorum. Çok güzel. Her gün okuyoruz. Okuyorlar. Bugün canlandırdık bile. Oh ben rolümü oynarken, biraz dinlendim.

İkincisi:

Bugün Barbara(Bebe)'nın MR'ı vardı. Yine hatırlatayım: Bebe de ETANTR teşhisli. Bizim dr'umuz Dr. Vats'ın hastası o da. Stanford'da oturuyorlar ama kontrollere Houston'a geliyor. Tedaviyi uzaktan Dr. Vats takip ediyor. Proton sonrası 5. cycle morhoprotemics kemo'yu tamamladılar. Güneş'e onun protokolü uygulanacak.

MR sonucu yine iyi. Onda birkaç lezyon vardı. Hepsinde küçülme var. Mutlulardı. Biz de inanılmaz mutlu olduk. İşe yarayan bir tedavi umudu. İnşallah.

Bebe iyi hatta çok iyi görünüyor. Maşallah.

Öğle yemeği yedik birlikte. Türk lokantası Turquoise'a gittik. Hani 3. doğum günlerini kutladığımız lokantaya. Sahibi çok çocuk sever biri. Bu sefer de bizi tezgahın öteki tarafına aldı ve Güneş ve Bebe pizza yaptılar. Işık istemedi. Nedenini anlayamadım.

Artık inşallah iyi haberlerle, sürekli temasta olacağız diye ayrıldık onlardan.

Bebe'nin babası "hayatımızı tam yeni yoluna koymuşken, en mutlu günlerimizde Bebe'nin teşhisi koyuldu" diyor. Onun bu dedikleri ve Erinç'cim senin yazdıklarınla birlikte şu düşüncelere gark oldum:
Evet çoğalmıştık. Ne güzel kızların doğumu ile hayata dair umutlarımızı, mutluluklarımızı da çoğaltmıştık. Onlar öyle bir senede doğdular ki, buna çok ihtiyacımız vardı. Okuldan da kopmamıştım, bölümün kurulması ile daha da bir benimsemiştim GSU'yu, Kuzguncuk'ta vapurdan inip, mahalleye adımı attığımda da inanılmaz bir huzur kaplıyordu içimi. Belki de kendi adıma konuşayım (benim de) hayatımın en güzel günlerinde böyle bir şey geldi başımıza.

Yazdıkların çok iyimser, çok sağ ol arkadaşım, ama tüm bu olanlar bana "ne oldum deme, ne olacağım de" diyor. Beş dakkada değişir işler.

O kadar zor ki kabullenmek. Önümüzde çok zorlu bir mücadele var. Kurtulmak çok kolay olmayacak. Tedavi uzun. Onun yanında ameliyatın getirdiği komplikasyonlarla da mücadele ediyor Güneş'im. Sadece kanser tedavisi değil, gözü ve yüzü, dengesi. Ne zorlu bir mücadele onun için. Ama içinden geçecek, geçeceğiz birlikte. İşleri beş dakkada değil belki ama tersine değiştirmek için uğraşacağız.

Bugün koşuyor, dans hareketleri yapıyordu hatta bir ara yerde şnav çeker gibi hareketler yaptı. Yürümez olduğu günleri hatırlayınca, çok şükrediyorum tabi. İyimserleşiyorum. Ama tümörün yerini hatırlayınca yine bir tuhaf oluyorum. Biraz büyüse diyorum, paralize eder. Allah korusun. Allah korusun.

Allah tüm çocukları korusun.

4 yorum:

  1. Ohooo oldu mu şimdi böyle?? Biz çok merak ettik Aslı'nın masalını :) Orangutan tespiti ve kıyıda köşede kalmış hataları bulma vasıtası ile bana da "yuh" dedirttiler yine :) İnsana kendi çocuğu, yeğenleri falan her türlü olumlu özellikle donanmış gelir ya, aslında yoğun, katıksız sevgidir böyle düşündüren, hissettiren. Güzel olmasalar mesela sevmeyecek miyiz çocuklarımızı? Gene çok özel bulmayacak mıyız? Naif bakış, ustaca bir dokunuşla herşeyi güzelleştiriyor; sadece insanları değil, mekanları, nesneleri..Mustafa kızacak şimdi bana ama bu kuzular resmen "akılküpü". Hani Ali seslenmişti ya sana 'akılküpü Mustafa'dan bile akıllı' diye.Ben de diyorum ki 'akılküpü Mustafa ve Ayşegül'den bile akıllı güzel kuzular' Bu paragrafı üç maşallah ancak keser. Maşallah, maşallah, maşallah.

    Canım, sevgili, güzel arkadaşım,

    Hayatın hep süt liman gittiği görülmüş mü? Ben hiç görmedim. Tam haykırıyorsun 'mutluyum yahu, basbayağı mutluyum işte' diye; bir anda olaylar, düşünceler, hisler silsilesi sana ayar çekiveriyor.'Dur hele' diyor 'Ağır ol' Aynı paralellikte olumsuzluklar, mutsuzluklar, üzüntüler de stabil değil, neyse ki ve ne güzel ki. İnsan tekamülünü tamamladıkça, kişiliği oturdukça kendini mutsuz eden içsel nedenleri elimine ediyor; kendini mutlu edecek şartları da oluşturabiliyor. Yaşamak istediği gibi, yaşamak istediği insanlarla dostlarla bir hayat kurguluyor. Değerleriyle, düşünceleriyle paralel insanca, onurlu bir hayat içinde var olmak insanın "mutluluğu" için yapabilecekleri. Tabii bunu; doyumsuzluklar, kişilik mücadeleleri, gözü doymazlık, kıymet bilmeme gibi nahoş özellikleri tekamül aşamasında geride bıraktığını hesaba katarak söyleyebiliriz. Ama birde 'dış faktörler' var. Yani kişinin olayların seyrinde kontrolünün olmadığı mutsuzluk kaynakları. Kazalar, hastalıklar, doğal afetler,savaşlar..Bunları tüm insanlık farklı, farklı şekillerde deneyimliyor. Çok zor bir süreçten geçtiğinin farkındayım seni o kadar iyi anlıyorum ki. Korkularını, endişelerini, isyanlarını içimde hissediyorum. Ama elimizde pozitif veriler var. Şu ana kadar mevcut durumda bir kötüye gidiş yok çok şükür. Ankara' ya geldiğiniz gün ki Güneş ile şimdi ki Güneş arasında fizyolojik olarak, moral olarak çok fark var. Mücadelenin tam zamanı Ayşecim. Tam mücadele, meydan okuma, ta ki bu hastalık çekip gidene kadar ..Ne kadar zaman aldığı önemli değil, hiç önemli değil. Mücadeleyle geçen zamanlar boşa geçmiş zamanlar değildir, sizi iyi günlere götüren, ailece daha çok kenetleyen, güçlendiren çok kıymetli zamanlardır.Bu büyük bir dalga. Geldi ve gidecek. Önemli olan kafayı suyun üstünde tutabilmek, savrulmamak. Hayat böyle kocaman bir deniz işte, hiç dalgalı diye yüzmemek olur mu??

    Her zaman yanında olduğumu, olacağımı; seni çok sevdiğimi sakın unutma..

    Tüm Ulus'ları ve Yıldız'ları hasretle, hasretle kucaklıyorum.

    Erinç

    YanıtlaSil
  2. Erinc'i tanimiyorum ama yazdiklari beni etkiledi ve cocuklugumun,ilk gencligimin gectigi Karadeniz'e goturdu beni.
    Karadeniz'de kafayi suyun ustunde tutarak azgin dalgalara karsi koymak ve de ilerlemek zordur.(Karadeniz'e bir sekilde ayagini sokan bilir)
    O dalgalari birbir asarak ilerlemek,insani guclu ve farkli kilar.Erinc'in dedigi gibi hayatta oyle bir sey olsa gerek!
    Selamlar, sevgiler.
    Guler

    YanıtlaSil
  3. Sevgili Güler, ben tanışmışız sayıyorum. Tüm Ulus'ların, Yıldız'ların, senin ve diğer tüm dostların bayramını kutlarım. Yarınki MR sonucu hepimizi çocukluğumuzun bayram sevinçleri gibi mutlu etsin.Bayram öncesi alınan kıyafetler (ben herşeyi kırmızı isterdim), ayakkabılar,bayram şekerleri, çikolatalar, lokumlar, bayram yemekleri,tatlılar,harçlıklar...böyle gider...

    Erinç

    YanıtlaSil
  4. vallahi erinc beni de cok etkiledi.
    asik veysel ne demis: gozlerim gore, sivralan'a coban dururdum. kor oldum, veysel oldum.

    ozlem

    YanıtlaSil