1 Şubat 2011 Salı

Aralık-Ocak-Şubat: Zemheri

Bu hafta doktor ekibimiz değişti. Aylık değişim. Aralık'ta geldik, bu üçüncü grubumuz olacak. Konsültan hoca, kıdemli asistan, iki servis asistanı ve iki internden oluşuyor ekip. Biz onlara, onlar bize, Güneş'e alışmışlardı. Bir bağ kurmuştuk, emekleri çok, giderken "umarız Güneş mucizeyi gerçekleştirebilir" dediler. Ah, evet, umarız, umarız. Hem nasıl.

Günlerin getirdiğini yaşamaktan öte bir şey yapamayacağımızı da bilerek, umutla, sabırla. MR planı yine gündemde zira 6. doz Cimaher'i aldı dün Güneş.

Hemşireler de çok alıştı Güneş'e. Önceleri biraz tedirginlerdi. Servisin en kritik hastasıydı. Ama ona bakmaya alıştılar. Bizim gibi onlar da Güneş'le konuşuyorlar artık, bizden cesaret buldular. "Hadi kuzucuk, aç gözünü", "bak sana nasıl mama veriyorum Güneş", "şu anda Minirin'ini veriyorum Güneş" gibi. Geçen gece bir hemşire "en uslu hastamız sensin Güneş" diyordu, o gece sanırım en stabil olan da oydu. Çok hasta çocuk var. Ah ah. Bu ahlar bitmez de, ne yapmalı, en azından görmeli, sadece biz değiliz.

Pazartesi halamı kaybettim. 81 yaşındaydı ve 8 kardeşin en büyüğü. Diğer kardeşlerin hepsi sağ. Babaannem ve dedem ikisi de yataklarında kalp krizinden öldüler. 10 yıl arayla. Evlat acısı nedir tatmadan, uzun hastalıklar görmeden. Halamın vefatına da düğünü bayramı diye bakıyorum. Artık seve seve torunlarının çocuklarına nefesini bırakabilir. Döngü böyle olsa çok iyi de, küçücük çocukların neler yaşadıklarına tanık olunca işler değişiyor. Bakınız Samed Behrengi ne dedirtmiş Küçük Kara Balık'a: Eğer yaşıyorsam, ölümle karşılaşmak için acele etmemem gerek. Bir gün elbet karşılaşacağım. Ama esas önemli olan, yaşamamın ve ölümümün başkaları için ne ifade ettiği. Çocukların yaşamının anne babalarının gözünde çok şey ifade ettiği kesin. Hatta kısa olunca bu yaşam, sadece onlar için belki.

Bu hafta Güneş'e ve Işık'a Behrengi okuduk. Küçük Kara Balık'ın "Versus" yayınlarından "daha az büyük laf içeren" çevirisi yayınlanmış. Onun yanında "Bir Şeftali Bin Şeftali", "Sevgi Masalı". (Yücel ve Dilek sağ olun, var olun. Eh, ilk tanıştıranın siz olması da hoş oldu.) Sırada annelerinin favorisi "Püsküllü Deve" olacak gibi duruyor. Ah Güneş'im diyorum okudukça, daha dinleyebileceğin, okuyabileceğin ne hikayeler var. O güzel pür dikkatini, heyecanını, sorularını nasıl özledim. Işık da çok hoş soruyor. Deyimlere çok gülüyor. Onu gülümsetenler: göz kulak olmak, ağzından bal damlamak, dilini yutmak. Daha neler var kızım. Anadilde, başka dillerde...Hepsi sizi bekliyor.












1 yorum:

  1. güneşe sevgilerimle bseu akşam sana yazmak istedim seni hiç görmedim yavrum ama annen yazdıklarındaseni öyle güzel anlatmışki artık seni görmeden tanıyorum hergün namazlarımda senin için dua ediyorum sen resimlerinde annenin çocukluğuna ne kadar benziyorsun o tuttuğunu koparan bir çocuktu sende tuttunu kopar cannım mücadeleni sakın bırakma canım bizleri tanıman dileğiyle hayata tutun canım mürvet teyzen

    YanıtlaSil